Bertuğ Cemil: “Artısıyla eksisiyle bugüne dek karşılaştığım her insana minnettarım

Gazetecilik mezunuyken üniversite yıllarında ustalaşmış müziğin içinde yer almaya başladınız. Kariyerinizin başlangıcında sizi müzikle bir araya getiren, sahneyle buluşturan etkenler nelerdi?

Bertuğ Cemil: Ustalaşmış anlamda ilk sahne deneyimim 1992 yılının yazları Bodrum’da olmuştu. Liseden yeni mezun olmuştum ve dostum Tolunay Gümüş ile beraber bir sorumluluk hazırlayıp, halihazırda işimiz olmamasına karşın Bodrum’a gitmiştik. Barlar Sokağı’nda mendil açarak başlamış olan serüvenimiz hemen sonra Mavi Bar ve Moonlight’da devam etti. Böylece hep hayal ettiğim sahnenin ve sahne yaparak para kazanmanın tadını almıştım. Üniversite eğitimim için İstanbul’a döndüğümde bu tecrübeyi arttırmakta kararlıydım. Şundan dolayı ben eğitimli bir müzisyen değilim, alaylıyım ve alaylı bir müzisyen için en doğru eğitimin sahnede olacağına inanırım. Okul başladıktan kısa süre sonrasında Cengiz Köroğlu ile tanıştım. Kısa sürede samimi olduk ve müzikal olarak iyi mutabık kaldık. Cengiz, Moğollar grubunun efsanevi davulcusu Engin Yörükoğlu’nun Jazz-Stop adlı mekanında çalıyordu ve bir süre sonrasında hafta sonları müzisyen gereksinimleri oldu. Benim için biçilmiş kaftandı. Oradan başlayarak etken müzik hayatım dallanıp budaklanarak devam etti. O yıllarda müzikal altyapımı fazlaca geliştirme fırsatı buldum, birbirinden mükemmel insanoğlu tanıdım ve müthiş müzisyenlerle çeşitli projelerde çalıştım.

Bu etkenlerin yanında her müzisyenin hayatında kesinlikle kırılma anları, dönüm noktaları vardır. Sizin kariyerinizin en büyük dönüm noktası nedir?

B.C.: İlki azca önceki soruya cevaben anlattığım, Engin ağabey ve Cengiz ile tanışmam. Sonrasında Moğollar grubuna solist olarak katılma durumum söz mevzusu oldu. Fakat gerçekleşmedi ve bu bir negatif kırılmaydı. Etkilerini atlatmam uzun zamanımı aldı. Ondan sonra sevgili Nazan Öncel’le tanışmam başta bir pozitif kırılma idi. Kendisinin öncülüğünde bir albüm kaydettik, fakat o albüm de yayınlanamadı. Bu mevzunun etkilerini atlatmam daha uzun sürdü. Bir sonraki mühim kırılma ise sevgili Cengiz Köroğlu yardımıyla ilkin Kıraç’la, sonrasında sayın Mustafa Karahan’la tanışmam oldu. Bu tanışıklık ilk albümüm ‘Duygusal Tuzaklar’ın yayınlanmasıyla sonuçlandı. Bu sayede oluşturulan yoldan yürüyerek şarkılarımı kitlelere duyurma imkanım oldu. Artısıyla eksisiyle bugüne dek karşılaştığım her insana minnettarım, bugünkü ben olmamdaki katkıları için.

Aldığınız gazetecilik eğitimi üstüne ele alırsak ülkemizin müzikal dönemlerini değerlendirirseniz bigün kaleme almayı düşündüğünüz, ilginizi çeken bir dönem var mı?

B.C.: Bugüne dek böyle bir durum düşünmemiştim. Sadece bu şekilde bir emek harcama yapmayı düşünürsem, kesinlikle ‘Darbe Dönemleri’nde Türkiye’nin Müzik Ortamı’nı araştırmak isterim. 

Sizi “Yağmur” çalışmanızla tanıdık. Seneler geçtikçe üretimlerinizle müzik kariyerinize devam ettiniz. Süreç içinde teknoloji de gelişti. Geçmişten günümüze gelişen teknoloji ışığında müzik piyasası ve üretimleri iyi mi değerlendirirsiniz?

B.C.: Müzik sektöründe kullanılan teknolojilerin gelişmesi kaçınılmaz ve aslına bakarsak iyi bir şey. Fakat bazı negatif yanları da yok değil, mesela analogdan dijitale geçişte müziğin sıcaklığının ve doğallığının zarar görmesi şeklinde. Doğal olarak bir de aşırı geliştiği için teknoloji, çalamayanı çalıyor göstermek ya da şarkı söyleyemeyeni söyleyebiliyor göstermek şeklinde durumlar gerçekleşebiliyor. Bu tarz şeyleri bir kenara koyarsak, ev ortamında dahi inanılmaz olanaklar sunmuş olduğu muhakkak. Mesela pandemi döneminde hem ben, hem sevgili Su Soley evlerimizde kaydettiğimiz şarkıları yayınlama fırsatı bulduk. Bu kayıtları uzaktan yapabilmek, bu tarz şeyleri paylaşabilmek, bunlar hakkında istişare edebilmek fazlaca güzel bir deneyimdi.

Bir süredir İngiltere’de yaşıyorsunuz. İngiltere’de müzik ve üretim hususunda ülkemizle karşılaştırdığınız vakit ne şeklinde farklılıklar var?

B.C.: İnanır mısınız İngiltere’de popüler müzik gündemini fazlaca takip etmiyorum. Niçin derseniz burada müzik her geçen gün benim müzik zevklerimden uzaklaşmakta. Normal olarak iyi üretimler de var fakat maalesef benim için fazlaca sık rastlanan bir durum değil. Bir de burada müziğe karşı bir doygunluk vardı, pandemiden sonrasında gözlemliyoruz ki müziğe, bilhassa de canlı müziğe olan talep oldukça arttı. Normal olarak ki bu sevindirici bir durum… Türkiye’de ise ülkenin ekonomik durumuna paralel olarak gelişen sıkıntılar var. Ülkemizdeki müzik piyasasının, ekonomik iyileşmelerle beraber tekrardan atağa kalkması, samimi ve evrensel içeriklerin üretildiği, konserlerin festivallerin sayısının arttığı bir müzik ortamının oluşması en büyük dileğim.

“Let Love Grow” geçtiğimiz günlerde dinleyiciyle buluştu. Çalışmanın ortaya çıkış sürecinden bizlere bahseder misiniz? 

B.C.: ‘Let Love Grow’ geçtiğimiz aylarda yayınladığım ‘Zor Dünya’ adlı şarkımın İngilizce versiyonu aslına bakarsak. Bu durum da kariyer planlamamın bir parçası… İngiltere’ye taşındığımdan beri uygun şarkılarımı hem Türkçe hem İngilizce olarak üretiyorum. Geçtiğimiz yıldan başlayarak da, her dört ayda bir şarkı yayınlıyorum. Firmam Meypom ile planımız 2-3 yıl içinde bu şarkıları bir albümde toplamak ve plak olarak yayınlamak. Bu doğrultuda ilk yayınlamayı düşündüğüm İngilizce şarkım ‘Let Love Grow’ idi. Şarkının kayıtları bittiğinde prodüktörüm sayın Mustafa Karahan, şarkıyı düet olarak yayınlamayı düşünüp düşünmeyeceğimi sordu. “Aklınızda belli biri var mı” diye sorduğumda “Su Soley”i söyleniş etmesi fazlaca hoşuma gitti açıkçası. Şundan dolayı Su ile iyi bir arkadaşlığımız var ve müzikal olarak fazlaca iyi anlaşıyoruz. Birlikte bir şeyler yapmak mevzusunda da aslına bakarsan ara ara konuşuyorduk. Dolayısıyla aslına bakarsak kalbimden geçen bir durum gerçekleşmiş oldu. Su fazlaca özenli, çalışkan ve yetenekli bir müzisyen… Şarkıma da ayrı bir hava getirdi ve büyük enerji kattı. Kendisine bir de buradan teşekkür etmek isterim. Doğal ki uzaktan çalışmak işi birazcık uzattı. Bir de bu yaz Londra’da fazlaca azca güneşli gün gördüğümüz için, klibimiz birazcık gecikmeli bitti. Fakat her şeye karşın güzel bir çentik attığımızı düşünüyorum, bence fazlaca güzel bir iz bırakacağız.

Emek harcama ilk İngilizce parçanız olma özelliği taşımasının yanında Su Soley ile gerçekleştirdiğiniz ikinci ortak emek harcama. Sizleri yeni projelerde gene bir arada görecek miyiz?

B.C.: Azca ilkin anlattığım sebeplerden dolayı bence görmüş olacaksınız. Yaşam bu doğal olarak, ne getireceği belli olmaz. Fakat ben yakaladığımız bu pozitif müzik arkadaşlığının, başka üretimlere vesile olacağını düşünüyorum.

İngilizce şarkı üretimine devam edecek misiniz? Bu bağlamda İngilizce bir albüm düşünüyor musunuz?

B.C.: Gene azca ilkin anlattığım doğrultuda izah edeyim: Uygun olan şarkılarımın İngilizce versiyonlarını da kaydedip yayınlayacağım. Bunlar muhtemelen, iki ila üç yıl içinde yayınlamayı düşündüğüm albümde yerlerini alacaklar.

Her üretim sürecinin içinde bir de gözlem meselesi var. Günümüzde insanların kendilerini gözlemleme, gelişimlerini görebilme noktasında ellerinde mühim bir alan olarak toplumsal medya var. Üstelik ustalaşma ya da yeni olanakların açılabilmesi adına da birçok fırsatı içinde barındırıyor. Bu bağlamda toplumsal medyayı müzisyenler adına artı kıymet olarak değerlendirebilir miyiz?

B.C.: Toplumun geneli için olduğu şeklinde, toplumsal medyanın müzisyenler adına da artıları ve eksileri var. Sadece artıların fazlaca daha çok bulunduğunu söyleyebilirim. Eğer daha adil olursa, doğru ve bilgili kullanılırsa, müziği global anlamda yaygınlaştırmak ve dünyaya daha iyi duyurmak için biçilmiş kaftan bulunduğunu düşünüyorum.

Toplumsal ve toplumsal etkileriyle ele aldığımızda salgın süreci müziğin ve müzisyenlerin üretimlerini sizce iyi mi etkiledi?

B.C.: Salgının en sert vurmuş olduğu sektörlerden ve toplumsal katmanlardan ikisinin müzik ve müzisyenler olduğu kati. Hepimiz şeklinde müzisyenler de bir ihtimal asla olmadığı kadar kendileri ile kaldılar. Her ne kadar bu dönem hepimizi fazlaca zorlamış olsa da, üretmek için iyi fırsatlar yarattı diye düşünüyorum. Sadece üreten insan için yaşamın bu kadar daralması, daima pozitif yönde bir tesir yapmayabiliyor. Kendimden örnek vermem gerekirse, bu devrin bir kısmında fazlaca üretken olabilirken, bir kısmında da içimden hiçbir şey yapmak gelmedi. Paylaşmak gerektiğinde ise, daha karamsar ve depresif şarkılar yerine ‘Zor Dünya’ ve ‘Let Love Grow’ şeklinde her şartta umudu kaybetmemek ve yola devam etmek üstüne yazılmış şarkıları tercih ettim. Bu zamanda üretilen eserler bence yakın geleceğin en etkilileri olacaktır.

Yakın gerçekte ilgililerle buluşacak yeni projeleriniz, çalışmalarınız var mı?

B.C.: Şu an bir sonraki yayınlayacağım şarkı ile uğraşıyoruz. Onu da elimden gelen en güzel şekilde insanlara ulaştırabilmek ilk hedefim. Bir taraftan Let Love Grow’u İngiltere’de duyurmak, buradaki konser sayımı arttırmak ve kapsamlarını büyütmek için emek sarf edeceğim. Plağım yayınlanana kadar tempolu zamanlar beni bekliyor.

Son olarak söyleşimizin okurlarına ne söylemek istersiniz?

B.C.: Lütfen salgını hafife almasınlar, bilime inansınlar ve güvensinler. Hepimiz kendine fazlaca iyi baksın, daha dinleyecek, söyleyecek fazlaca şarkımız, fazlaca güzel günlerimiz olacak. Sevgiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.