Biylojik çeşitlilik ve sürdürülebilir kalkınma

Biyolojik Çeşitlilik kriterinin, direkt ilişkili olduğu dinamiklerin başlangıcında Sürdürülebilir Kalkınma ziynet ve zenginliğinin geldiğini biliyoruz. Sürdürülebilir kalkınma terimi; insanoğlunun parçası olduğu ve varlığını sürdürebilmek için muhtaç olduğu ekosistemler ile uyumlu ve dengeli bir orta derecede, yaşam kalitesinin istikrarlı gidişatta yükseltilmesi sürecine işaret etmektedir. İşin aslı; biyolojik çeşitlilik kulvarında azalma ve kayıpları minimize ederek, şimdi ve gelecekteki nesillerin kazanımını yükseltme prensibinin hassasiyetle korunup, kollanmasına dayanmaktadır. Kısacası, biyolojik çeşitlilik; bir parçası olduğumuz ekosistemlerin, insanlığın refah ve gelişimi için mecburi “yaşam destek süreci”ni idame ettirme/sürdürebilme kabiliyet ve yeterliliğinin güçlü göstergesi kimliği ile tanınmalıdır.

Genetik / Tür / Ekosistem Çeşitlilik(leri) alt kırımları ile bütünleştirilen Biyolojik Çeşitlilik, asla şüphesiz, iklim; çevre-doğa koruma; gıda-su güvenliği; kırsal refah; sağlık-hijyen şeklinde pek fazlaca alanda direkt ve/yada dolaylı tesir sahibi ve paydaş rol üstüne alan bir bütüncül yaklaşımı temsil etmektedir. Sadece, 1950’ li yıllardan itibaren artan bir gidişat ile, geride bıraktığımız yüzyılda, biyolojik çeşitlilik kulvarı, eşi görülmemiş yitik ve tahribatların yaşandığı bir süreçten geçmiştir.

Amazon Ormanları’nda yaşananlar ile özdeşleşen geniş çaplı “ormansızlaştırma” başta olmak suretiyle; “aşırı avlanma” ; “ çevre kirliliği “ ; “ iklim değişikliği-küresel ısınma “ ; “ aşırı gübre kullanımı “ ve benzeri istenmeyen gelişmelerin maalesef önüne geçilemediği şeklinde, “günü kurtarmaya yönelik” istismarcı uygulamaların ağır neticeleri ortaya çıkmıştır. Geçtiğimiz asırda, yalnız ziraat ürünlerinde ortaya çıkan genetik çeşitlilik kaybı; % 75 düzeyine; besi hayvan ırkındaki yok olma riski, % 20’ lere ulaşmıştır. Deniz ve okyanuslarda yaşanmış olan benzeri gelişmeler de her insanın malumudur. Öte taraftan, dünyada mevcut yirmi bin arı türünün karşılaşmış olduğu tehdit ve toplu ölümler, küresel besin arz ve güvenliğini direkt menfi tesir altına sokmaktadır. Ekosistem bakımından eleştiri rol sahibi arı ve öteki polenci (tozlayıcılar), küresel ziraat ürünlerinin dörtte üçü’ nün yetişmesinde; mahsul verim ve kalitesinde direkt etkili olmaktadır. İnsan beslenmesinde ziraat ürünleri-bitkilerin ağırlığı, % 80’ lerin üzerindedir. Dünya nüfusunun yarısı; hayvansal protein ihtiyaçlarının % 20‘ sini balıklardan karşılamaktadır. Kırsal kesimde yaşayan insanların %80’ i; hastalık tedavisinde organik bitkilerden yararlanmaktadır.

Buna rağmen, bir milyon civarında nebat ve hayvan türü; yok olma riski ile karşı karşıyadır. İnsan eli ile tahribat ve çevresel bozulmanın; okyanus ve denizlerde %66, karasal çevrede ise %75’lere ulaştığına dair, Birleşmiş Milletler kaynaklı ciddi tespitler bulunmaktadır.

Genel-geçer bir ifadeyle, biyolojik çeşitlilik temelli “kaynak” ve “sistem” ler; insanlık uygarlığı’ nin üstüne inşa edilmiş olduğu ve onun sürdürülmesini elde eden platform ve zenginlikleri temsil etmektedir. İşte bu sebeplerle Birleşmiş Milletler duruma durum etmiş ve insanlığın bu ortak problemine karşı, farkındalık ve bilinci arttırıcı; kamuoyuna yetişme amaçlı düzenlemelerin yanı sıra, Paris Anlaşması, 2011-2020 Biyoçeşitlilik Stratejik Planı, 2050 Biyoçeşitlilik Vizyonu şeklinde somut adımlar içeren “yol haritaları” nı ortaya koymuştur. Biyoçeşitlilik ve ekosistem kulvarlarındaki negatif gelişme ve gidişatın, Birleşmiş Milletler ‘in ( sekiz tane ) Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ ne yetişme sürecini %80 oranında baltalama riskinin varlığına ek olarak işaret edilmektedir. Gecikmeli de olsa, Türkiye tüm bu deklarasyonlara imza koymuş; beraber “sürdürülebilir” hedeflere doğru adım atma iradesini teyit etmiştir.

Türkiye, Avrupa kıtasında biyolojik çeşitlilik bakımından dokuzuncu sırada yer verilmiştir. Ülkemizin coğrafi yapısının farklılığı, varlıklı genetik çeşitliliği ve yüksek endemi tablosunu mümkün kılmaktadır. Anadolu faunası, seksen bin üstündeki tür zenginliği ile Avrupa kıtasında mevcut nebat türlerinin dörtte üçünü barındırmakta olup, bunların üçte biri; “endemik nebat” kategorisindedir. Sınırı olan gözlem ve tespitlerin haricinde, vatanımızda yaşanmış olan biyoçeşitlilik kaybı-gerilemesi alanında, maalesef kafi sayıda dizgesel emek verme ve data bulunmamaktadır.

“Biz, çözüm’ün parçasıyız!” ibaresi, geçen senenin sloganı olarak benimsenmişti. Cava kaplanı yada Anadolu parsı’ nı geriye getirmek mümkün değildir, sadece, şimdilerde, bu ifadenin anlam, ehemmiyet ile aciliyetini tekrardan anımsama/hatırlatma ve Sürdürülebilir Kalkınma’ nın bu yaşamsal bileşenine, ayrıcalıklı öncelik tanıma zamanıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.