İçimizdeki hayatlarda mahsur kalanlara…

Anne tarafımdan olan dedemlerin tarafı ise Selanik’liymiş. Bölgeleri yurtları orasıymış. Sonrasında bigün her iki ülkenin de almış olduğu mübadele sonucu ile Yunanistan’daki Türklerin Türkiye’ye, Türkiye’deki Yunanların da Yunanistan’a gitmesi gerekmiş. Çoluk çocuk, evlerini, topraklarını, fazlaca sevdikleri eşyalarını geride bırakarak yola çıkmışlar. Yükte hafifçe pahada ağır ne var ise yanlarına almış Türkiye’ye gelmişler.

Biri Ahıska biri de Selanik’ten Türkiye’ye ulaşan bu iki ailenin benden 3 jenerasyon ilkin benimle aynı yaşlarda olan gençleri bu yüzden zamanında büyük kayıplar, acılar yaşayarak Türkiye’de yeni bir yaşama başlamışlar. Bir ihtimal o yüzden de fazlaca çabalamış, varlarını yoklarını hep başarı için harcamışlar. Amaçları o altın bileziği takmak olmuş kollarına. Çocuklarını okutmak için gece gündüz çalışmışlar. Fakat işte vakit içinde ne kayıplar verdiklerini hiç kimseye anlatamamışlar ve bir ihtimal o yüzden de hep özlem dolmuşlar. Kalpleri hep birazcık tamamlanmamış sevmiş. Göçün ruhta bıraktığı izleri o şekilde kolay silememişler.

Bir ihtimal benim geçmişimde vatanını, toprağını, evini, eşyasını, eşini, dostunu bir gecede kaybeden bir değil iki aile izi olduğundan tutamadım kendimi Akbank Sanat’ın girişindeki Soheila Golestani’ye ilişkin “Gidersen (2017)” adını taşıyan ilk videoda. Niçin ve iyi mi bilmeden birden başka insanoğlu fakat aynı hikayeler üstünden o günleri ben de yaşıyor benzer biçimde oldum. İçimden gelen o şiddetli “yitik” hissi gözlerimden yaşların akıp gitmesine niçin oldu. Hem ayrılan hem de geride bırakılan hissini bir arada yaşadım. Annemin annesini ve babasını, onların anne ve babalarını hatırlayarak o günlerde ne büyük acılarla baş etmiş olduklarını hissederek ağladım.

Soheila Golestani’nin eseri sergi metninde “aşkın enerjisini ve ayrılığın acısını gözlerimizi kapadığımız bir gerçeklik üstünden anlatırken bizi bir kez daha bilmek istemediklerimizle acıklı bir halde yüzleştiriyor.” cümlesi ile açıklanmış ve Golestani de“Her gün pek fazlaca şahıs ölümü yada ayrılığı seçmek zorunda kalıyor. Aslen SEVGİ tek pırıltı, SEVGİ yarının fethinde tek hayatta kalan şey.” diyerek eseri vasıtasıyla seyircilere yaşatmak istediği duygunun yalnızca sevgi bulunduğunu söylemek istemiş.

Bu eserin arkasından gelen Morehshin Allahyari’ye ilişkin “Bilinmeyeni Gören Hanım: Kabous (2019)” isminde VR’lı enstelasyonun deneyimi ise ilk eserden daha değişik. Sanki sürreal bir tablonun içindeymişsiniz ya da bir tiyatro sahnesinin üzerindeymişsiniz benzer biçimde hissettiğiniz bir alanda hareket ediyor, çevresinde duvar olmayan açık bir kapıdan içeri giriyor, sağ arka çaprazında nereye açıldığını bilemediğiniz bir pencerenin birazcık ilerisinde yer edinen tek kişilik bir yatağa uzanıyorsunuz. Başucunda bir komodin lambası olan bu yatağa yatarken başınıza taktığınız VR ise saniyeler içinde size fazlaca boyutlu tek kişilik bir şov izletmeye başlıyor. Ortalama 10 dakikalık bu videoda ilk gördüğünüz görüntü sonsuz bir beyazlığa oluşturulan dev gibi bir pencere oluyor. Dünyada karşınıza çıkabileceğini asla düşünmediğiniz aden tasviri geliyor sonrasında aklınıza birden. Kadim dönemlerden bu yana anlatılan bazı ezoterik semboller tek tek saçılmaya başlıyor ortalığa.

Tavanda ise ne idüğü belirsiz siyah bir mahluk duruyor. Saniyeler ilerledikçe yaratığa yavaş yavaş yaklaştığınızı fark ediyorsunuz. Yaratığın bileklerindeki altın bileziklerin altına kadar ulaşınca de “ruh bağlı bileklerinden bedene, istesen de kaçamazsın.” diye düşünüyorsunuz. İngilizce konuşan bir bayan değişik aksanıyla tanıdık şeyler söylüyor. Yaşam benzer biçimde aynı, kimisini anlarken, kimisini başka şeylere yetişme telaşından kaçırıyorsunuz. Sonrasında bir şeylerin gene tamamlanmamış kalacağı fikri rahatsız ediyor içinizi. Süre aktıkça hep tamamlanmamış duracak kim bilir; “kaçış yok!” diyorsunuz. Hep daha ileriye gittikçe hep daha fazlaca uzaklaşıyorsunuz başlangıç çizginizden. Görüntüler değişiyor, bakış açıları derinleşiyor, insanoğlu gelip geçiyor.. Bazı dönemeçlerde ise her şey hiçbir şeye dönüşüyor. Her şey sessiz bir şekilde yitip gidiyor ve sonrasında tekrardan başlıyorsunuz. Kimi yerde kaybederken kendinizi, kimi yerde yeni baştan buluyorsunuz dengenizi.

Akbank Sanat’ın “Seçilmiş Bilgisizlik: Data ve Bilmek istemediğimiz şeyler üstüne” sergisi kısacası bildiklerimizin bir kısmını bilincinde olmadan kaçınılmaz olarak öğrenirken bir kısmını da bilmemeyi tercih ettiğimizi değişik bir üslupla konu alıyor Bizlere yaşamımızın, bilmeyi seçtiklerimiz kadar bilmemeyi seçtiklerimizden de oluştuğunu hatırlatıyor. O nedenle küratörlüğünü Ekmel Ertan’ın üstlendiği 7 sanat işi ile 8 video-konuşmadan oluşan eserlerin olduğu sergi, bizlere kendi yaşantımıza yeni gözlerle bakmamıza destek olurken bir taraftan da unutmamamızı istiyor.

Bu dünyanın fazlaca fazlaca eski dönemlerinde bir ihtimal biz yoktuk bu dünyada fakat atalarımız buradaydı ve yaşamda kalabilmek için de pek fazlaca acıya katlanmak mecburiyetinde bırakıldı. Fakat ne için? Onlardan geçerek bizlere ulaşan bir yaşamı var edebilmek ve de bizi bugünlerde ayakta tutabilmek için. Şimdi o nedenle bizim de onların bizlere bıraktığı mirasa her anlamda haiz çıkma zamanımız. Onların yaşamış olduğu tüm zorluklar adına yaşamda olmayı, mutlu olmayı, sevdiklerine, toprağına haiz çıkmayı, başarıya ulaşmış olmayı doya doya yaşayacağımız vakit.

İçinde yaşadığımız dünya gezegenini, patronunun da siz olduğunuz yeni dönem işinizi, bir kaç jenerasyon önceki kökünüzü, anne – çocuk ilişkisi üstünden giderek nesiller süresince aktarılarak size kadar ulaşan aile kodlarınızı değişik bir görüş açısı ile tekrardan görmek isterseniz, 12 Şubat’a kadar Akbank Sanat’ı ziyaret edebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.