Iktisat Sahnesi'nde Tekmil-i Birden; İki Fasıl…

Şimdi, bunlara işaret etmenin; temel bir kısım tespitleri paylaşmanın zamanıdır:

BİRİNCİ FASIL: “Karagözlü’ nün Fendi; Yeşil Gözlüm’ ü Yendi!”

İki haftaya yakın bir sürece yayılan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı(COP26) nın ortaya koyduğu anlaşmaya bakıldığında; “kısa dönemde etkili ve netice alıcı politikaları oluşturma ve tavizsiz konum alma” kulvarında geriye düşüldüğü görülüyor. Her ne kadar, “fosil yakıt” terimi ile bugüne dek radar-dışı kalmış “metan kaynaklı kirlilik” ibareleri ilk kez kayıt altına alınsa da, gelişmiş (mevcut sıkıntının başlıca sorumlusu) ülkeler tarafınca sağlanacak finansal destek paketinin net ve açık bir şekilde ortaya konmaktan ziyade, temenni ve vaat düzeyinde bırakılmış olması üzücü bir durumdur. Gene de, Konuşma Başkanı Alok Sharma’nın kapanış konuşmasındaki acıklı gözyaşlarını; bir tek “yoksul ülkelere söz var, güvence yok! “ garabetine bağlamayı gerçekçi bulmuyoruz.

Esas sorun, İsviçre ile Meksika’nın başını çekmiş olduğu güçlü itiraz ve çekincelere karşın, enerji üretiminde kömür kullanımı bakımından dünyanın önde gelen ülkeleri Çin, Hindistan ve Rusya’nın; “anlaşmadan gerekirse, çekiliriz!” tehditi ile gerçekleştirdikleri son dakika manevrasıdır. Senelik CO2 salınımının %40‘ından görevli olduğu malum Kömür ile ilgili taslak maddesindeki, “sonlandırma” ifadesi, adeta sulandırılarak, “azaltma” ibaresi ile değiştirilmiştir.

COP26 sonunda “Kömürden Temiz Enerjiye Küresel Geçiş Deklarasyonu” nu imzalayan ve büyük ekonomiler için 2030 ve görece azca gelişmiş ekonomiler bakımından 2040 senesinde kömürden çıkış taahhüdü veren ülke sayısı, dünya ülkelerinin beşte birinden azca (46) ve aralarında Türkiye’nin de bulunmuş olduğu “ en fazlaca kullananlar”, katkı ile katılımlarını böylece esirgemiş oluyorlar.

Bir yanda, yaklaşan kış şartlarını öne sürerek, kapatılmış madenleri tekrardan açmak dahil olmak suretiyle, kömür üretimini tekrardan arttıran Çin; öteki taraftan, kömürden vazgeçiş için gelişmiş ülkelere bir trilyon dolarlık satmaca çıkartıp, vadeyi 2070 lere taşıyan Hindistan içeriyor. Endonezya ve Türkiye’ nin de aralarında yeraldığı, “kara altın” tutkunu ve kısmen mahkumu” öteki ülkeler de düşünülürse, Kömür Çağı’ nın sona erme zamanı hep ileriye, “bir başka Bahar’a” erteleniyor. Umulur ki; gelecek zamanlarda başka Bahar’lar kalmaya devam eder!

İKİNCİ FASIL: “Gemide Sağlam Çıpa Bulundurmadan; Selametli Rota’da Kalmak Müşküldür!”

Merkez Bankamız, senenin sondan bundan önceki Para Politikası Kurulunda, “faiz aracını aşağıya yönlü kullanma” tercihini sürdüren bir karara imza attı. Bu suretle, son üç görüşmede toplam dört puanlık bir gösterge faiz indirimine gidilmiş ve sözkonusu oran ile manşet enflasyon-TÜFE içinde eksi beş puanlık bir fark gerçekleşmiş oldu. Izahat metninde yeralan; “..sınırı olan alan kullanımının; Aralık ayında tamamlanmasının değerlendireceği” ibaresinden hareketle, senenin son toplantısında benzer bir kararın tekrarlanması güçlü bir beklentidir.

Kanunla tanınmış “fiyat istikrarı sağlama” görevini, TCMB yerine getirirken ve biz de dışarıdan tahmin ve değerlendirmelerde bulunurken, bazı referanslar/kerteriz noktaları, kısacası; Ekonomik ÇIPA’ lara gereksinim duyar, onların yönlendirici/sinyal verici etkilerine dayanmak isteriz.

Faiz indirim sürecinin başladığı Eylül ayına kadar, senelerdir(2006’dan bu yana) hakim olan çıpa; manşet enflasyon-TÜFE rakamı olarak deklare edilmişti. İlaveten, senelerdir bir türlü tutturulamayan ve itibari kuvvetini kaybeden “enflasyon hedeflemesi” ana çıpasının da korunduğunu hatırlatmalıyız.

Faiz aracının, durağan(durgun) düzeyde tutulma/pas geçilme trendinin değişmiş olduğu Eylül toplantısının derhal öncesinde, “ gösterge faizin; manşet enflasyon altında bırakılmayacağı ifadesini vurgulayagelmiş” Merkez Bankası Başkanı’nın, derhal bir solukta, “ esas bakılması gerekenin; Çekirdek Enflasyon bulunduğunu” belirtmesi, yeni bir çıpa’yı gündeme getirmişti. Üstelik, bu yeni çıpa’ nın, arka plan tartışmaları da noksan kalmış, Banka’nın; kafi bir kontakt politikası ile açıklık sağlamada atıl kalmış olduğu izlenmişti. Enflasyondaki seyir ve gelişimleri öngörmede, çekirdek enflasyona öncelik tanınması; onun temel alınması ilke olarak doğrudur, fakat, sayıları altı adete ulaşan çekirdek rakamlarının hangisinin esas alınacağı(çıpa olacağı) ve ülkemizin satınalma profili bakımından bu göstergenin temsil kabiliyetinin hangi orana ulaştığı mevzularına zaman ve mesai ayrılmamıştır.

2021 yılının son çeyreğine ilişkin Enflasyon Görünüm Raporu’nun takdiminde ön plana çıkartılan yeni söylem( yeni çıpa talibi ) ise, “cari dengede iyileşme ve zaman içinde cari fazla verme” olarak ortaya konmuştur. Bu hedefe giden rotada esas rolün; artan ihracata verilmesi, çeşitli çözümleme ve tartışmaları bununla beraber getirmektedir. İhracatımızda yakalan yukarı yönlü ivmeye; başta “Karbon Vergisi” olmak suretiyle ithalatçımız ülkelerce getirilecek Çevreci Düzenlemeler’ in ket vurmaması için şimdiden önlem alınması eleştiri ehemmiyet kazanmaktadır.

Merkez Bankası’nın birincil görevi olan fiyat istikrarının sağlanması; “ulusal para değerinin istikrarlı kılınması” ile direkt ilişkilidir. Yıl başından beri en fazlaca kıymet kaybeden paralar içinde ilk sıralarda yer edinen ve “kur geçişkenliği” mekanizması ile enflasyonu yükseltici tesir meydana getirerek, fiyat istikrarını sağlama yolunda engel teşkil eden Türk Lirası kıymeti, lüzumlu savunmadan yoksun mu bırakılmaktadır; öncelik başka nokta ve hedeflere mi terkedilmektedir? Ulusal paranın kırılganlığını tahkim etme ve istikrarını sağlamanın, Merkez Bankacılığının; “devredilemez” ve “ertelenemez” ana misyon ve sorumlulukları içinde yer aldığını bilip, hatırlamanın tam zamanıdır. Zahmetli ve uzun bir yolculukta, “doğru ve çalışır-görevini yerine getirir çıpa” bulundurmadan, selametli seyir sağlamak güç olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.